Uzundaki az'ı, çok'daki kısayı bulmak...
Batan her geminin ardından okyanus yüzeyinde geçici bir yara izi kalır.Sonra o da yitip gider.

Unutmayalım ki, sanat hayatın eleştirisidir.
"Söyleşi yaptığımız insanın iç dünyası gerçekten aydınlıksa, en gündelik şeyler bile işimize yarayabilir.Onlara sokaklarındaki yaşlı balıkçıyı sorarsanız örneğin, karşılığında bize okyanuslardan söz ederler.Çünkü her yaratıcı yaşam, kendi okyanusunu içinde taşır.Hepsinin derinliklerinde adını bilmediğimiz canlılar, karanlıklar vardır.Diplerinde yan gelmiş şilepler, küflü ticaret gemileri, uzun parmaklı bir sultanın en son binlerce yıl önce okşamış olduğu altınlar yatar. Burada en tehlikeli uğras dalgıçlıktır: İçimizin gün ışığı görmeyen derinliklerine dalınca, orada neyle karşılasacağımızı bilemeyiz.Dar agizli mağaralar ya da avizeleri yosun tutmus yolcu gemileri bizim icin yeni hazinelere açılan kapılar da olabilir, sonunda kısılıp kalacağımız birer tuzak da...Emin olabileceğimiz tek şey, okyanusun hepsini aynı aşkla içine aldığıdır. Batan her geminin ardından okyanus yüzeyinde geçici bir yara izi kalır.Sonra o da yitip gider. Sanatçılar ise içlerindeki bu tuzağa düşenler, kendi derinliklerinden geri dönemeyenlerdir. Her ayrıntı onları beklenmedik durumlara itip acıyla doyum arasında binlerce yıldır süren bir pazarlığın konusu yapar. Bizse çaresizlikten ozan deriz onlara, dilimizden daha iyisi gelmediği için ressam, yontucu ya da besteci deriz. Aslında ruhlarını dipteki kapandan kurtaracak, bize orada yatanları gösterecek sözcükleri bulmak icin çırpınanlardır.Ama tek gösterebildikleri, batma sahnesinden sonra okyanus yüzeyinde kısa bir süre için belirmiş o yara izi olur. Beyaz, köpüklü bir iz...Aslında hep onun şiirini okur, onun resmine bakar, onun müziğini dinleriz." Tuna Kiremitçi, Yolda Üc kişi Beyaz köpüklü bir iz...Ne usuna, ne yalnızlığına şart değildir o iz. İçindeki o heyecanı, çığlığı ile paylayarak uslandırabildiği sürece... Bir sanatçı kimdir diye soracak olursanız, "uzundaki az'ı, çok'daki kısayı bulup çıkaran, kendi dünyasında sahip olduğu şeyi ifade eden ve böylece kalıcılığı bulmuş kişidir" diyebilirim. İnsan, sıradan olarak tanımlanmayı her zaman reddeder. Herkes kendine göre bambaşkadır.Sanatçı ise tüm bu insanlar arasında kendisinin daha fazla farkında olan ve böylece içindeki sessizliği kıran kişidir. Fakat yine de her şeyden önce toplum denilen mefhumun bir parçasıdır.Elbette onun da bir doğruluk anlayışı, bir ahlak kavramı, adalet düşüncesi, iyi-kötü yanılgısı vardır. Peki bu cümleden yola çıkarak her eser üreten kişiye sanatçı, sanatçının her ürettiğine sanat eseri diyebilir miyiz? Her eser veren insanın, sanatçı olarak tanımlanabilmesi için anlatmaya çalıştığı şeyi anlayabilenlerin olduğu sadece varsayılır.Hatta çoğu zaman, bir insana sanatçı hatta büyük sanatçı dendiği zaman, o kişinin yarattığı her eserde eserin içeriğine dair büyük bir anlaşılmazlık da söz konusu olsa, herkes anlamış gibi davranır. Sanatçı bir insanın her verdiği ürün de aslında bir sanat eseri olmayabilir bu nedenle.Sanatçının anlaşılması ve eserini anlamaya çalışma durumu aslında karşılıklı göz teması gibi bir şeydir.İki insanın birbiriyle konuşmadan anlaşabilmesindeki efsun, sanatçının yapıp bıraktığı eserlere bakanlarla kurduğu ilişkiye benzetilebilir. Bunun aksini iddia edenler de çoktur elbette.Bu sorunun kökeni aslında bizi şu meşhur soruya götürecektir. "Sanat, sanat için midir yoksa toplum için midir?" Sanat hem toplumu hem de toplumsal serzenişleri gözetmeksizin yapılırsa toplumdan kopmuş olur. Öte yandan esteteği göz ardı ederse de özünü yitirir. Bu konunun tartışması yüzyıllardır devam ediyor. Zaman zaman toplumdaki dengesizliklerin ve bir takım ideolojik eğilimlerin tartışmayı siyasal görüşe mal ettiği zamanlar da olmuş. ‘Sanat sanat içindir’ diyenler solcu, ‘sanat toplum içindir’ diyenler sağcı olarak ayrılmış. Bu günümüze kadar da böyle gelmiş görünüyor. Aslında bu soru yerine ‘Hangisi daha ağır basar?’ diye sorarasak cevaba daha doğru ulaşmış oluruz. Bunun cevabı ise her insanın kendi içinde geçerlidir. Bana göre ‘sanat, ben içindir.’ Çünkü sanat her bireyde farklı yansımalarla kendini gösterir. Görmek istediklerin, görebildiklerin ve de göremediklerinden ibarettir. Kimsenin olmadığı bir ormanda bir ağaç yıkılsa ses çıkarır mı? Elbette çıkarır.Ama o ses kendisini bağlar.Ona anlam yükleyenler olmadığı sürece yıkılınca çıkan sesin sıradanlığı orman tarafından yutulup gidecektir. O halde, "sezgilerimizi düzeltebilmemiz ve güzelliği daha iyi algılayabilmemiz için bize yön veren; acıyı anlayabilmemiz, duyarlılıklarımızı güçlendirmemiz, empati kurma yetimizi geliştirmemiz, hüzün ve kahkaha yoluyla ahlaki bakış açımızı yeniden bir dengeye oturtabilmemiz için bize yardımcı olan her eser, (buna mizah, edebiyat, tiyatro, sinema ve daha birçok dal da dahil olmak üzere) bir sanat eseridir" diyebilir miyiz? Bence kesinlikle diyebiliriz. Unutmayalım ki, sanat hayatın eleştirisidir. Hayatı iyi veya kötü eleştirip duran sanat ve onu üreten sanatçı ise hepimizin içindeki farklı benlerdir. Sevgiler... FeryalReklam
Yorumlar(0)
Yorum yapmak için giriş yapın.
Yorumlar yükleniyor…

